Brooklyn Köprüsü

Günlük araç trafiği 125.000’i bulan 1825 m uzunluğunda bu devasa köprü, sadece Brooklyn ve Manhattan’ı birbirine bağlayan bir proje değil; çeliğin, ihtişamını ve kuvvetini tüm insanlığa kanıtladığı bir semboldür.

Çelik, modern dünyanın temel taşıdır. Doğada saf halde bulunmaz, demirin içerisindeki karbon miktarının değiştirilmesiyle elde edilmektedir. Günümüz endüstrisinin ihtiyaçlarına paralel olarak her yıl 1 milyar ton çelik üretimi gerçekleştirilmektedir. Kullanım alanı, insanın hayal gücüyle sınırlı olan bu malzemenin kendini kanıtlaması hiç de kolay olmamıştır.

Bessemer’den önce çelik üretiminde ihtiyaç duyulan 1500 ᵒC sıcaklığa ulaşmak ve bunu muhafaza etmek imkânsıza yakındı. Bu nedenle o dönemde üretilen çelikler istenen sertlikte olmuyor; çelik kullanım alanı dar, işe yaramaz bir malzeme olarak görülüyordu. 1856 yılında Bessemer; alt kısımdan basınçlı oksijen püskürtülmesi esasına dayanan, o dönem için imkânsız olan çeliği sıvı halde tutmayı mümkün kılan, yumurta şeklinde dışı kil veya dolomit ile kaplanmış Bessemer konverötürünü tasarlayarak çeliğin yükselişini başlatmıştır.

1870’li yıllarda en hareketli günlerini yaşayan Brooklyn-Manhattan ticaretinin önündeki en büyük engel East River’dı. Dönem şartlarıyla East River’ı aşmak 3 saatten fazla sürüyordu. Bu duruma bir çözüm olarak nehir üzerine bir köprü inşa edilmesi kararlaştırıldı. Hem yaya hem de araç trafiği oldukça hızlanacak, ticaret daha da hareketlenecekti. O zamanın en popüler yapı malzemesi olan demir ve taş ikilisi, bu köprü içinde en uygun malzeme olarak düşünülüyordu. Gerekli hesaplamalar yapıldığında köprüyü taş ve demir kullanarak yapmak, bu uzunlukta bir köprü için gerekli kuvveti sağlamayacaktı. Ayrıca bu koşullar altında güvenli sayılabilecek bir köprü tasarımı, nehri kullanan büyük gemilerin geçişini kısıtlayacaktı. İnşaat Mühendisi John Augustus Roebling bu projeyi aldı ve o dönem için deli damgası yemesine neden olacak bir fikir ortaya attı.

Roebling, iki kıyı arasına her biri 1000 m uzunluğunda 4 büyük çelik halat kullanılmasını önerdi. Yol asma halatlarla bu devasa çelik halatlara bağlanacak, sudan 40 m yükseklikteki köprü bu dört çelik halata emanet edilecekti. Her 1000 m’lik halat içerisinde her biri 10 cm çapında 278 telden oluşan 19 kablo bulunacaktı. Roebling’in hesaplarına göre köprü, bu şekilde 900.000 kg’dan fazla ağırlığı güvenli şekilde taşıyabilecekti. Teoride mükemmel, pratikte ise şüpheyle karşılanan bu tasarımın karşısındaki en büyük sorunlardan biri de korozyondu. Nehirin korozif koşulları yıllar içerisinde Brooklyn Köprüsü’nü yerle bir edebilir, ABD halkına yeni bir köprü faciası yaşatabilirdi. Roebling bu sorun karşısında galvaniz banyosunun çözüm olabileceğini düşündü. Tüm çelik malzemeleri, koruyucu çinko tabakasıyla kapladı. Eğer galvaniz banyosu yapılmayan malzemeler kullanılarak köprü yapılsaydı şu an Brooklyn Köprüsü adında bir yapı var olmayacaktı.

1869 yılında uzun süredir bu tasarımla uğraşmış olan J.Roebling, köprünün inşaatıyla ilgili tespit çalışması sırasında geçirdiği kaza sonucu yaralandı ve iki hafta içinde hayatını kaybetti. Babasının en büyük hayalini gerçekleştirmek üzere projenin başına Washington Roebling geçti ve 1870 yılının ocak ayında köprü inşaatına başlandı. Köprünün inşa edileceği su altında bulunan odacıklar içinde çalışırken vurgun yiyen Washington Roebling, yatalak oldu ve köprü inşaatından uzaklaşmak zorunda kaldı. Ancak Brooklyn Köprüsü’nü artık bir amaç haline getirmiş olan Roebling ailesinde bu kez de Washington Roebling’in eşi Emily Warren Roebling gayri resmi olarak projeyi yönetmeye başladı. Washington Roebling, eşi aracılığıyla köprü inşaatındaki gelişmeleri takip ediyor ve babasının hayalini gerçekleştirmeye oldukça yaklaşıyordu.

24 Mayıs 1883 yılında hizmete açılan Brooklyn Köprüsü’nde 22.500 km uzunluğunda ve 4 ton ağırlığında çelik tel kullanılmış ve köprü 15.1 milyon ABD dolarına mal olmuştur. Yapımında 27 kişi hayatını kaybetmiştir. Açıldığı ilk gün 150.000 yaya tarafından kullanılmış ve köprüden geçen ilk kişi Emily Warren Roebling olmuştur. Uğruna büyük bedeller ödenmiş bu köprü, o dönem için çeliğin doğuşunun günümüzde ise çeliğin gücünün somut kanıtı olarak hâlâ dimdik ayakta durmaktadır.

Berke GÜLTEKİN

Metalurji ve Malzeme Mühendisliği

Marmara Üniversitesi

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir